Nükleer başlıklı kız...

Bir sanrıyla uyandım bugün, pek uyandım da denemez ya; sanki zihnimin içinde birbirine açılan pencereler, birinden ötekine koşturup duruyorum, dışarda ne var görmek istiyorum ümitsizce, buna ihtiyacım var, ama pencerelerin hiçbiri dışarı açılmıyor..


Artık “dışarısı” yok...

Ve bir “dışarı” kalmadığında başlıyormuş delilik...

Niye şaşırıyorsunuz, düşüncenin kaynağı dışardadır!

Yeni uyaranlara maruz kalmama hali uzadıkça, hatırladığın gerçekliği kafanda durmadan yeniden oynatmak zorunda kalırsın, ve gerçekliğin her yeniden üretimi onu daha çok bozuyor. Zamanla, hatırladığın yağmurların anısı, sana gerçek yağmurun neye benzediğini tamamen unutturabilir. Zamanla, en sevdiğin yüzler dahi solarlar..

Zamanla..
Mesele biraz da zamanla ilgili değil mi?

Öyleyse korkmalıyız, çünkü zaman da kayboluyor yavaş yavaş, içerde zaman yok, insan zihni zamandan azadedir, hatırladığın o son an’da donup kalmış bir görüntüden ibaret sahip olduklarının tamamı, yeni bir şey olmuyor, mevsimler değişmiyor, “olağan akış” tamamen kaybedildi..

Böylece muradımıza ermiş, kerevetine çıkmış olmalıydık, hep dışardaki tehlikelerden korkmadık mı biz, işte başardık, bir dışarısı yok artık, mutlu son.. Ve mutlu son demişken, bütün mutlu sonlar donmuş birer kareden ibarettir.

 

Olağan akış tamamen kaybedildiğinde, en sağlam çakılmış çiviler bile yerlerinden çıkabilirler. Sen karaya vurmuş balık gibi çırpınmaya devam et, sonuç değişmeyecek, uyandığımız başka bir dünya, bütün gezegen fişi çekilmiş ve terk edilmiş bir lunaparka benziyor. Bari bu yeni dünyada çocuklar eski hikayelerle büyütülmesin, nükleer başlıklı kızın kurttan çekinmesine gerek kalmadı, viral enfeksiyonlar daha tehlikeli, sen de anlatacak yeni bir şeyin yoksa sus artık, sessizliğe ihtiyacımız var. İki boyutlu yaşama zorlanıyoruz şurda şaka değil. Üstelik bunlar iyi günlerimiz olabilir.. Hala düşünebiliyorken düşünelim.. Susmayacaksan, sessizliğe tahammül edemeyenler için fazla seçenek kalmadı, ya kendilerini “Survivor” izleyerek öldürecekler ya da daha kestirmesi bir avuç hap!

Ya da...

Deliliği selamlamalı, bağrını açmalısın trajediye..

Ne diyordu Marcus Antonius; Dostlar, Romalılar, Yurttaşlar... Ben Caesar’ı gömmeye geldim, övmeye değil... Başka ne diyordu; Ey düşünce yırtıcı hayvanlar arasına kaçmışsın; İnsanlar yitirmiş akıllarını...

Evet, işte bu...!!!

Yapacaksan bunu yap!

Kabusun içinde uyan, uyanabiliyorsan..

MİKa
22 Ocak 2021