O sonsuz zamanlar...

O sonsuz zamanlar, mutlu eski günler, sevgili iki kutuplu dünya, içinde perdelerin uçuştuğu tembel uykular...
Unutun onları..

Evimiz artık başka bir yer, gezegenin en evcil iç denizinde hüküm süren Akdeniz ikliminin ılımlı karakteri bile, Afrikadan çöl tozu yağdıran psikopat bir Annie Wilkes karakteridir bundan sonra.. ( Stephen King, Misery )

Kadim Mezopotamyanın cennet, üstünde yaşayanların cennet halkı olduğu günler ne kadar uzaktalar bak! Şimdi Çernobil’den asit yağmurları ve Afrika’dan çöl tozları arasında azar azar felaketimizi prova ediyoruz.. Ki çok yakın...

Kürenin koruyucu zırhı delindi delinecek, buzullar eriyor her yeri su basabilir,manyetik alan anomalisi var, 700 yıldır süren düzen değişebilir, pusulalar kuzey yerine güneyi gösterebilirler. Ayaklarımızın altındaki halı sahiden çekiliyor. Bir meteor felaketi yaşanmazsa iklim felaketi yaşanacak. Daha uzarsa yapay zekanın saldırısına uğrayacağız. Belki genetiği değişen virüsler hepsinden hızlı davranacak, davrandılar bile hatta..

Gün kıyametçilerin günü...

Stephen Hawking’in dedikleri kubbede yankılanıyor; ‘Dünyada bir yıl içinde bir felaketin gerçekleşme ihtimali çok düşük. Ama geniş zaman diliminde bu ihtimal artar, zaman yeterince uzadığında ise kaçınılmaz hale gelir.’ Yeterince uzayan zamanın sonlarında olabiliriz..

Ama keşke mesele “zaman” olsaydı..

Bizi kurtaracak kimse yok, kahramanlardan bir şey umamayız, anti kahramanlar da işe yaramadılar, zaten yeterince kötü bile değildiler!

En fenası kurtarılacak kimse yok..

Mevzu el yıkamakla, öpüşmekle ilgili olamaz, saçmalamayın, asıl saçmalık çok daha büyük.. Asıl saçmalık, ortada kurtarılacak hiç bir şey olmadığıdır.. Tam bu noktada karanlık tarafa savruluyorum işte.. Negatif felsefeden, olumsuz düşüncenin gücünden medet ummamın nedeni bu! Ancak böyle selamlayabiliriz yaklaşan felaketin gölgesindeki kırılgan hayatlarımızı. İflah olmaz iyimserler umut etmeyi bırakmadıkça anlamsız iletişimler sürüp gidecek yoksa!

 

Başka şeyler denemeliyiz,

Korkuyu bırakıp her şeyi alt üst etmek gibi;

Yeniden düşünsek, bu sefer eksik düşünsek misal;

Bütün “tanım”lar doğası gereği içerik üzerinden ilerler, bilirsiniz, kavramsallaştırmanın temelinde bu vardır, neyin neyi içerdiğine bakarız. Peki, “tanımları” neyi içermediğine göre yapsak nasıl olurdu?! Her şey başlangıçta bir şakadan çıkmış olsa da, durumu içselleştirenler çoğalıyor ..;“Sütsüz kahve” yerine “kremasız kahve” içmenin arasındaki farkı önemseyenlerden bahsediyorum.. Yanlış duymadınız! Bilmeyenler için özet geçelim; Adamın biri dükkana girer ve sütsüz bir kahve ister, görevli şöyle cevap verir, sütümüz yok size kremasız kahve versem.. Bir şeyi, eksikliklerini sıralayarak anlatmak büyük buluş! Varlığı da, boşluğu da neyi içermediğine göre tanımlamak.. Önemli olan “tanımlamak” olmuyor bu durumda, düşünme şekli öne geçiyor, yani bütün notu gidiş yolundan alıyor öğrenci..

Ama tek başına bu da yetmez, azıcık tavırlı olmak lazım! “Tavır” eyleme dönüşme potansiyeli taşır ne de olsa..

Madem her şeyin biteceği günün yasını şimdiden tutuyoruz, negatif düşünce kendince bir “yas” hali değil midir? Gülmeyi de yasaklamaz hem.. Güçsüz, umutsuz, olumsuz, hiçliğin ortasında tek başına, sahipsiz, canı yanan insangiller, kaçınılmaz olarak ne yapacaksa onu yaparız; hunharca alaya alırız, ciddiyete davet edenlerin ciddiyetini, mutlu son’cuların masumiyetini, yeryüzünden kaybolmak bilmeyen romantizmi alaya alırız.. Gülmek hala elimizde olan çift taraflı bir bıçak..

Eski dünyadan kalma Ninotchka’larız biz, çıkartırız sıkıcı kıyafetlerimizi, gülmeyi öğreniriz, uyum sağlarız kapitalizm sonrası dünyanın sokaklarına...

Zihnimizdeki öfkeyi kutsarız idealizmin her türüne karşı...

Bütünü kapsayacak, açık vermeyecek bir cevap yoksa, sonsuzluk bile sonluysa, gök devleti yeryüzüne inmeyecekse,ve bizi salağa çeviren paradoksu yaratan da bizsek, açıkca söylüyorum;

Pozitif düşünceden kurtulun..

Sevgi pıtırcıklığının hiç lüzumu yok...

MİKa

24 mayıs 2020
Dip not 1: “Sütsüz kahve” alegorisi Zizek tarafından sıkça kullanılır.
Dip not 2: Ninotchka- Gülmeyen kadın, Ernst Lubitsch’in Ninotchka filminden; Ninotchka yani Greta Garbo asık suratlı bir rus ajanıdır, Paris’e gelir, uyum sağlar ve gülmeyi öğrenir...