Sıfır Noktası...

Başlangıçları severek doğarız, sonradan korku galip gelir, ve kabuğunun içine kaçar insan canlısı..

Hepimiz, kendi kabuğunun içinde hapis yatan mahkumlar değil miyiz?

İşte bu sıkışmışlık duygusu yaylarımı attırıyor içerde benim..

Başlangıca geri dönmek istiyorum, sıfır noktasına...

 

İhtimallerin sayısının en yüksek olduğu, az veriyle muhtemel senaryoların neredeyse sonsuza ulaştığı o heyecan verici an.. Sıfır noktası.. Sahneye ilk girenle birlikte ihtimallerin sayısı hızla düşmeye başlayacak. Hikayenin başladığı yerde, her şeyin toz ve gaz bulutu olduğu an’ın gizemli sonsuzluğunda yaşanır aslında hayatlar.. Sıfır noktası ile ufukta beliren ilk olası senaryo, ilk ihtimal, ilk kapı arasındaki o kısacık mesafede.. Elin kapıya uzanırken tuttuğun nefestir yaşam.. Kapının arkasında ne olduğunu bilmezsin...

Yaşanacakların heyecanı, bilinmezliğin gerginliği, yükselen hayallerin esintisi teslim alır insanı, ve ilk seçimle oracıkta biter herşey. Çünkü ilk seçimden sonra artık kader işbaşındadır, olağan akış, sen insiyatif kullanmadığın sürece tüm gidişatı belirleyecektir. Yani artık ölüsün...

Anladın mı şimdi; sıfır noktasındaki en yüksek canlılık hali ile bir ölüye dönüştüğün an arasında, kısacık bir süre var, ve ah canım kardeşim, işte biz ona hayat diyoruz...

Sıfır noktası, hep kalmak istediğimiz yerin adı, bunda iyice anlaşalım..

İnsanlar sıfır noktasında aşık olurlar, birdenbire olan şeylerin ilkidir aşk.. Birdenbire olan şeyler, cebimizde biriktiremediğimiz, yastık altında saklayamadığımız muhteşem şeylerdir. “ Zaman hiçbir şeydir Sinyor, ta ki şahane bir an yaşanana kadar...” der senarist, haklıdır da.. Biriktirilebilen, saklanabilen şeylerin hiç bir değeri yok ki..

Sıfır noktasından yola çıkan yaşam, ilk seçimden sonra kader algoritmasına göre ilerleyecektir, yaşamımızdaki en şahane anların, dışardan gelen bir müdahale ile kader algoritmasının düğümlendiği yerlerde yaşandığını farkedebilseydik belki de daha cesur canlılar olurduk.

 

Yola çıktıktan sonra, olağan akışa her müdahale “öznenin gıdıklanmasıdır” (*).. Özne, buna cevap verirse gidişat değişebilir, bu dönüm ve düğüm noktaları asla sıfır noktasının başına buyrukluğunu taşımasalar da önemlidirler.

İçimizden bazıları sıfır noktasının çekim alanında sonsuza dek dönüp durmak için ümitsizce çabalar.Hep başlangıçlarda kalabilmek için çekip çekip gidenler onlardır işte.. Tabii bu da hastalıklı bir duruma dönüşebilir. Yine de sıfır noktasını korumak lazım mümkün olduğunca, yani her an çıkıp gidecekmişcesine yaşamak,daha doğrusu her an çıkıp gitme ihtimalini muhafaza ederek, çünkü arada küçük ama önemli bir fark var, ihtimali korumak, sahip olduğun özgürlüğün ta kendisi, ihtimali öldürmemek gerekir. Her an çıkıp gitmeye odaklanmak da ihtimali öldürmektir..

İhtimallerin yüksek potansiyeli adına selamlarım her birinizi, çünkü her “gerçekleşme” bir hayal kırıklığıdır aslında..

En sevgili arkadaşlarım...

Hala buralardayız...

MİKa
18 Mayıs 2020
(*) Gıdıklanan Özne, Slavoj Zizek’in öznesidir