Öpüşme korkusu...

Bir toplumda başarılabilecek en büyük bölünmedir kızlı-erkekli bölünmesi. Ve AKP kurmayının giriştiği bu köktenci deneysel yaklaşım, bilimsel çevreler tarafından, bilimsel bir merakla izlenmektedir herhalde. Sonuçları ne olursa olsun, gösterdikleri cesaret kutlanmalıdır, zira bugüne kadar varoluşa böylesine meydan okuyan bir yaklaşıma rastlanmamıştır.

Diğer yandan kendileri de, belli ki geçmişi onurlandırmanın daha iyi bir yolunu bulamamışlardır. Geçmişin hazinelerini korumaya adanmış muhafazakar bünyelerin, geçmişten çekip çıkarabildiği işte budur. Türbanın özgürlük simgesine dönüştürülmesinden sonra, en büyük hamle.

Mevzu derin, anlaşılıyor ki çok eskilere dayanmakta ucu. Ne Carl Gustave Jung’un arketip’leri, ne Freudyen yaklaşımlar, ne de existentialist çözümlemelerle ulaşabiliriz o geçmişe. Yani içlerindeki öpüşme korkusunu analiz etmenin bir yolu yoktur.  “Öpüşme korkusu” bir süredir kendini çeşitli açıklamalarla belli ediyor. Sonuncusunda, “Camide birbirlerini kadınlı-erkekli öpen yapılar” dan bahsediyor Bekir Bozdağ,  ama meselenin cami olmadığı anlaşılmakta, çünki metroda da aynı problem yaşanıyor, yani mesele öpüşmedir. Kızlı-erkekli öpüşme..

Kızlı-erkekli olmasaydı daha mı iyiydi, konusuna hiç girmeyeceğim, çünki, o kısmını hakkıyla değerlendirmiştir Hürriyet yazarı Sn. Mehmet Y. Yılmaz. Kendisine çok değerli katkılarından dolayı teşekkür etmeli (*), öpüşme korkusuna geri dönmeliyiz.

 

Bir de Sn. Başbakan’ın , “Bir anne-baba kızının birinin kucağına oturmasını ister mi?” ifadesinde beliren kucak korkusuna..

Biçare toplumumuzun arkaik kodlarını aktive eden bu cümlelerden, o eski, bilindik  “namus belası” batağına geri döneceğimiz, döndürüleceğimiz açık değil mi? Sanki aradan geçen bunca zaman, yüzyıllar, hiç geçmemiştir de, zaman yerinde saymaktadır. Hah, tam böyle..

Kızların bacak arasından sorumlu babalar, ağabeyler, amcalar, dayılar, ve dahi bakanlar, ve başbakanlar..

Problem büyümeden önünü erkenden, daha öpüşme safhasında, kucak safhasında kesmek gerekir. Yoksa varacağı yer malum, bunlar sevişecekler.

Öyleyse adını koyduk; sevişme korkusu…

 

Neden kadınların sevişmesinden korkarlar?? Çünki erkeklerin sevişmesi belli ki problem değil..

Ya da başka bir soru soralım, kim bunlar?

 

İnsanlık tarihinin temelinde kadınların seçimleri yatıyor. Hatta Homo Sapiens erkeği bile bugün sahip olduğu penis yapısını, dişilerin seçimlerine borçlu. Çünki bir zamanlar dünyada penisi kemikli erkekler yaşarlardı.  Ve kadınlar tercihlerini çok önemli bir sağlık kriteri olan, uzun süreli doğal ereksiyondan yana kullandılar, yani penisi kemiksiz erkeklerden yana. Zira penis kemiği doğal ereksiyonu gizlemekteydi. Bilim böyle söylüyor.

Şimdi siz kalkacaksınız, kadınların seçimlerinden korkacaksınız..

İnsanlarda sevişmenin yerini tutacak daha steril, daha dolaylı, daha ahlaklı(!) bir çözüm henüz bilim tarafından keşfedilemedi. Toplumu kızlı-erkekli diye bölmektense, dindar muhafazakarlar belki de bu yolu denemeli, daha olasıdır bakarsın. Böyle bir yol bulunamadıkça, sevişme, kızlı-erkekli yapılan bir eylem olmaya devam edecek.

Ve modern dünyada sevişme kararı önce kadın tarafından verilir, kimle sevişeceğine de yine o karar verir. Kadının elinden bu kararı almak demek, varlığını sakatlamak demektir. Kadını, kontrol edilmesi gereken, edilgen, ikinci sınıf bir tür olarak gören, erkek egemen anlayışın en büyük işareti budur. Din bile, buna alet edilmiştir..

Günümüzde iktidar, bir türün diğerine hükmetmesi olarak anlaşılmıyor artık, bu tüm canlılar alemi için geçerli, “kadın” için de elbette. Üstelik “kadın türü” diye bir şey de yok, kadını ve erkeği türleştirenler var..

Kalabalıkları kontrol etmeye çalışmanın en eski yöntemlerindendir din, ve kadın-erkek ayrımı, ideolojiden filan önce gelir. Demokratik iktidarlara düşen kalabalıkları kontrol etmek değil, ikna etmektir. Velev ki kontrol edecekseniz, onun da daha teknik, daha insancıl yolları vardır. Manipülasyon, psikolojik harp, iletişim teknikleri falan, filan. Ki siz bunları çok iyi bilirsiniz! Hala yetmiyorsa, belki vadeniz dolmuştur da ondandır…

 

Şöyle bitirelim;

Sevgili İzmirliler ve kendini İzmirli hissedenler! Seçimler kapıda, yaşam tarzlarınıza karışmayacaklarına dair size teminat verecekler, açıklamalar birbirini izleyecek (**)..

Kızlı-erkekli meselesi bundan böyle size emanet edilmiştir.

Bilesiniz!

 

MİKa

2013-12-14

 

(*) Mehmet Y. Yılmaz’ın yazısı

http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/25355352.asp

(**)Başbakan’ın açıklaması; İzmirlilerin yaşam tarzlarına karışmayacağız…

 

http://www.kanalb.com.tr/haber.php?HaberNo=53029#.UqxUtvRdX7c