ABİ OLMAK...

Ağzımız alışmış bir kere, Ahmet Abi, Mehmet Abi. Ne kolay kullanırız bu sıfatı. Ama bir de işin öbür tarafına bakmalı!
Çok zor sanattır abi olmak. Büyük olacaksın, örnek olacaksın, yol gösterici olacaksın, koruyucu olacaksın, bağışlayıcı olacaksın, bunlar yetmez abi olacaksın, gölgen geniş olacak ki insanlar gelip gölgende otursunlar, iki ferah nefes alsınlar…

Bir Faysal Abi’miz vardı, şimdi rahmetli oldu toprağı bol olsun. Onu, diğer bir abimizin bürosunda tanımıştık. Öğrendiğimize göre üniversiteden arkadaşlarmış. Bizler yeni liseden mezun tıfıl üniversite öğrencileri, kendi paramızı kazanacağız diye yola çıkmışız ama müşteri kimdir, ne satılır, kapı nasıl çalınır, hiçbir şey bilmiyoruz. O zamanlar internet, bilgisayar filan olmadığından sattığımız İngilizce ansiklopediler bayağı ilgi uyandırıyor, biz de satış yaptıkça, bu işin kitabını yazarız havasına giriyoruz.
Faysal Abi’yi ilk gördüğümüzde gözlerimize inanamadık. Karşımızda boynunda fuları, pırıl pırıl boyalı ayakkabıları, kocaman tokalı kovboy kemeri, özenle şekil verilmiş bıyıkları ve jilet gibi ütülü kılığıyla, selam vermekten çekineceğimiz birisi duruyordu. Tanıştırıldık ve o andan itibaren bizleri karşılıksız olarak kardeşi kabul eden ve bağrına basan bir abi sahibi olduk.
İşimiz satış; Zaman oluyor satış için ziyaret edebileceğimiz referans kalmıyor elimizde. Ne yapacağız tabii, yetiş Faysal abi; arıyor arkadaşlarını, yolluyor bizi, adını söylüyoruz, kapılar açılıyor ve satıyoruz.
Derken yavaş yavaş üstümüze başımıza çeki düzen vermeye başlıyoruz. Sonra, her öğlen döner ekmek yemekten başka şey bilmeyenlere, ton balıklı sandviç yemenin inceliklerini öğretiyor. İçtiğimiz Bafra, Birinci’lerin yerini Samsun 216’lar almaya başlıyor. Kız arkadaşlarımızla parklarda bahçelerde vakit geçirmek yerine cafe’lere gitmeye başlıyoruz. “O” hiçbir şey söylemiyor, ama biz öğreniyoruz.
Yıllar geçiyor… Yeri geliyor, annemizin babamızın bilmediklerini “o” biliyor, derdimizi tasamızı “o” paylaşıyor ama bunları “o” merak etmiyor, biz o’nu hayatımıza dahil etmek için can atıyoruz, çünkü “o” bizim abimiz.
Derken bir gün duyuyoruz ki Faysal Abi evleniyormuş, kim ola ki, tanımıyoruz? Meraktan çatlıyoruz hafiften, müzmin bekar Faysal Abi bu yani! Dünya tatlısı, sevimli, mini minnacık bir kadın çıkıyor karşımıza, adı Zeynep. Bir abimiz vardı, bir de ablamız oldu diyoruz. Derken bizler de evlenip çoluk çocuğa karışıyoruz. Görüşmeler elde olmadan seyreliyor. Herkes yavaş yavaş kendi evine çekilmeye başlıyor. Ama ne zaman ihtiyacımız olsa Faysal Abi yetiş! Bir kere bile, bana ne, ben ne yapayım, koca insanlarsınız, bakın başınızın çaresine demiyor, hep orda, hep hazır. Günler günleri kovalıyor.
Ve ayrılık günü geliyor, hiç hesap etmediğimiz o gün. Çar çur ettiğimiz o bol zamanların hesabındayız şimdi. Sen gidiyorsun, biz abisiz kalıyoruz.
Güle güle Faysal Abi, ne janti abimizdin sen…
Abilerin değerini bilmeli, onlar yaşarken…

12 Nisan 2011