Çapkın bir sevgilidir , yaz!...

Her yerde sere serpe bir  yaz!

Mevsimlerden yaz!

Saçlarını serin sularda savura savura dolaşan bir sevgilidir yaz! Yerleşik yaşantıya dair her şeyi öylece bırakıp, peşine düşüp  gitmek istediğimiz. Aklımız o’na takılı kalır. Geçici bir hevestir biliriz. Yine de düşünmekten alamayız kendimizi. Oysa o, vefasızdır , alabildiğine umursamaz ve haylazdır…

Düşünceler yoruldu, ileriye doğru yol almak istemiyorlar artık! Zihin, bütün bir yıl boyu uğradığı tecavüz, gasp ve şiddetten hasta. Türkiye’de bir seçim yılına maruz kalmanın, sağlıklı ve akılcı beyinler için ne anlama geldiği, anlatılamaz! İlkel beyin dayanıklıdır, karnı doysun, emniyette olsun, gerisini umursamaz. Ama bir entelektüel duyar, dinler, değerlendirir  ve acı çeker.  Aklın devrede olmadığı, fikirlerin fikirlere eklenmediği, temel duygusu husumet ve öfke olan bu ülkede yaşamak çok zor.

Gün boyu her türlü yayın organı, TV kanallarından radyosuna, gazetesinden dergisine kadar hepsi, birey üzerindeki acımasız manipülasyon tırpanlarını indirip kaldırır. Hepsinin sizin üzerinizde bir amacı,  gizli bir niyeti vardır. Zavallı denek günün sonunda  ne yapacağını, ne düşüneceğini şaşırmış halde yatağa girer. Günler günlere işte böyle eklenir.

Birey üzerinde çalışan en talepkar baskıcı güç, devletin ta kendisidir. Sizden oy değil adeta ruhunuzu ister devlet, iktidardaki zalimler bırakıp gitmemek uğruna her yolu dener, ki buna, azar-fırça ve tehdit dahil!  Valisi , emniyet müdürü derken tüm güçleriyle bireyin üstüne üstüne gelir, protesto hakkının kullanılması engellenir, devlet, bütün ağırlığıyla özgürlüklerin üstüne çöker. Adım adım geriletilen birey,  sıkıştırıldığı köşede kıpırdayamaz haldedir artık.

Üstelik rasyonel  yöntemler çalışmamaktadır, mantık ve akıl tamamen devre dışıdır.

Çırpınan akıl, bir çıkış yolu aradıkça, ağlara daha çok yakalanmaktadır. Teslim olmaktan başka yol yoktur. Bunca adaletsizliğe, bunca akıl dışılığa, ve toplumu uyutmaya yarayan “futbol” afyonuna rağmen, hatta toplumun büyük kesimine sıçramış gözüken “Fener” patolojisine inat,  akıl hala tutunmaya çalışır! Çünki varoluş nedeni tutunmaktır.

Niyet hasıl olur! Bu da geçer…

Yaz, böyle gelir! Yorgun argın, bıkkın, ümitsiz ve karamsar iken..

Şimdi arsız sevgilinin elleri, üstümüzdeki kapkara örtüyü çekip alıveriyor.  Zaman, mola zamanı. Bir deniz kenarında, içinde rengarenk şemsiyeler, meyva  parçacıkları olan kokteylleri yudumlayıp, güneşe teslim olma zamanı. Tavla zamanı. Parmak arası terlik, fırından yeni çıkmış bol fındıklı kurabiye ve rehabilitasyon zamanı.

Sevgili aklım, sen durmayacaksın, senden hoşlanmayanlara rağmen biliyorum. Şimdi hayal etme zamanı;

Bir gün huzur bu topraklara da gelir, “bakarsın umduğundan iyi geçer yaz”!

İçindekini  ifade etmekte özgür olduğun, kendi dünyanı özgürce inşa edebildiğin, yaratıcı aklın ufuklarından  doğan ve batan güneşlere karşı  bir kıyıda hayal et kendini!… Ve hiç durma, dünyanı, yaşamak istediğin dünyayı inşa et! Orası senin en korunaklı limanın olsun. Orada yaşa, kendi dünyanda, özgür ve mutlu! Bağımsızlığını ilan et orada, kendi kaderini kendin tayin et! Çalış, üret, şarkılar söyle!  Yoksa aklını kaybetmek işten bile değil…

 

MİKa

2011-07-08