Yazdır

Teşhirci... !

Eski nesil teşhirciler bu işi kısa yoldan yaparlar. Yöntemleri son derece direkt ve kestirmedir. Aslında bir manada  dürüstdürler.  Bütün cesaretlerini toplayıp karşınıza dikilirler. Yaptıkları ise pardesünün önünü açıp göstermektir, onları tahrik eden budur, gösterme eylemi. Teşhirciler  aslında sosyal becerileri eksik ve cinsel yönden güçsüz insanlardır.

Yeni nesil teşhirciler, internet aleminin sosyal çocukları… 

Porno sitelerden, yer altı  işlerden falan bahsediyor değilim, kastettiğim düpedüz facebook insanları…

Biraz da affınıza sığınarak; Çünki herkes bir değil malum. İnternet imkanlarını, zamandan ve paradan tasarruf etmek için kullanan bir çok makul - homo economicus insan tipinin de aramızda olduğunu biliyorum. Onlar bana kızmasınlar! Egzajere etmek zorunda olduğum noktalar için…

Bu yazı, hayatını yaşamaktan çok  teşhir etmekten keyif alanlara, yaşamını sanal bir panoya asıp sonra herkesle beraber karşıdan seyredenlere, önce  elaleme  her türlü kuytusunu servis edip sonra ulaşılmaz pozlara girenlere, fotoğraflanmamış  anı  yaşanmış saymayanlara, elinde kamera ile gezenlere (Neyseki 3G  telefonlar ile bilmem kaç megapiksel  kameraları imdada yetişti…) ve eller havada kendi resmini çekme işini bir reflekse dönüştürenlere geliyoorrr. Alın bakalım!

Hayatı bir kolaj çalışması gibi algılayanların yanıldıkları şey şu ki, bir resimden diğerine öyle kolay geçilmez aslında,  arada kayıtlara geçilmeyen binlerce kıymetli an, sayısız derin duygu vardır. Kolaj tekniği,  derinliklerin kaybedilmesine, hayatların ve onları sürdüren kişilerin sığlaşmasına yarıyor olsa olsa. Çünki insanlar artık salt, bir karede resmedilecek olan o final görüntü için yaşıyorlar. Aradaki gereksiz, fazladan, yorucu eforlara hiç lüzum yok onlar için. Veriyorsun o pozu, yaşanmış oluyor işte. Kestirme, kestirme olduğu içinde  sığ, sığ olduğu için yavan, tatsız tutsuz, ucuz an’lar ve  ucuz insanlar. Ne mutlu bize!

Rahatsız olsak, şikayetçi de olurduk. Heyhat!...

Olan bitenden eğer rahatsız olsaydık…

Gelgelelim, tüm ayıplar kayboldu. Utanma yok edildi. Çünki utanma yüzleşme sonucu ortaya çıkan bir duygudur. Yüzleşme sözkonusu bile değil, yüzyüze yapılmıyor ki hiçbir şey artık. Mertlik çoktan bozuldu ve eskinin yüzyüze yaşantıları yerlerini   “nick”lere,  gerçeği temsil etmeyen fotoğraflara ya da temsilci kılınan sanal kahramanlara bıraktılar.

Ayıplar yetersiz kaldı; Kendini övmek ayıptı, mal ile, para ile, çocuklar ile övünmek ayıptı, hatırlayan var mı? Hiç aralıksız kendinden konuşmak, insanların hoşlanıp hoşlanmadıklarını bile fark edemeden biteviye   yaptıklarını anlatmak, kimsenin takdir etmesini bekleyemeden   kendi başarılarından konuşmak nasıl bir şeydir? Ayıbın üstüne eklenen bu kaba saba duyarsızlıklar, hangi kusur kategorisinde değerlendirilmelidirler, ağır mı yoksa hafif mi? 

Elbette bunlar hafif kabahatler..

Çünki bir de hastalıklar var..

Modern zamanlar insanoğluna pek çok ekstra birden sağlarken, hesapta olmayan patolojilerin gelişmesine de umulmadık katkılarda bulunuverdi. Ama patoloji, patolojidir sonuçta, yani ne kadar teknolojik olursa olsun hastalıklı bir davranış meziyete dönüşmez!

Teşhircilik tam olarak böyle bir şey işte! Teknolojinin aracılık ediyor olması, üzgünüm ama hiçbir şeyi değiştirmiyor. Esasen Facebook bu işin en masum mecrası sayılmalı. Daha neler var, konu özelleştikçe, tanım daraldıkça ve ihtiyaçlar daha spesifik tanımlandıkça, internetin sunduğu uzmanlaşmış iletişim zeminleri, moda deyimle “sosyal ağlar”neredeyse dudakları uçuklatacak türden. Ama yine de ben, sizlerden bahsedeceğim sevgili  Facebook  insanları! Çünki sizler özelsiniz. Sizleri özel yapan, bu işi yapmıyormuş gibi yapmanızdır. Bütün o diğer uzmanlaşmış zeminlerdeki kullanıcılar, daha baştan kendilerini açık ederler, çoğu zaman üye olunan sitenin adı bile bunun için yeterlidir. Ama Facebook öyle mi, tam bir metropol kalabalığı sunar. Araya karışıp, değilmiş gibi yaparak, teşhirciliğini gizlemeye olanak tanır. Şunu bilin ki; Göstermekten haz duymak, sağlıklı bir insan davranışı değildir. Maazallah, hazzı artırmak insanın doğasında var, neler  olur sonra…!

Valla ben, işi ruhsal mastürbasyona kadar götürüp, bunu gündelik olağan davranışı halinde, girdiği her kalabalıkta tekrarlayanlar  tanıdım. İnsan, arkadaş adı altında, alet edildiği şeyden de, kendinden de tiksiniyor,  o kadar söyleyeyim…

Farkına varmak, iyidir…!

 

MİKa

2011-07-12