Şu sıradan insan hayatına bak!

Çocukça her şeyi ne kadar hafife aldığımızı fark edince nefesim kesiliyor: Hayat boyu bağlılık yeminlerini nasıl kolayca ettik, öylesine doğal bir şeymiş gibi hazırlıksız çoğaldık, çocuklarımızı hayatın gidişatında birer yan ürünmüş gibi yetiştirdik, başlangıçta cehaletimiz, küstahlığımız göz kamaştırırken pişmanlıklar yavaş yavaş büyüdü..

Teselli aramak kaçınılmazdı;

Ve aslında, tabiatın bizim yerimize yaptığı seçimlere teslim olmuş olmanın, yüksek bireysel katılımlı, maksimum eforlu diğer seçenekten daha isabetli olmuş olabileceği fikri gerçek bir teselli, yani bencil genlerin, hayat adı altında akışkan vücut kimyasallarının belirlediği dünyada kararları biz vermiyorsak sahiden.. Derken, bu fikrin de beyin denilen organın marifetlerinden olduğunu fark etmek elimizdeki tesellinin içine ediyor, çünkü biliyoruz ki son derece bütünleyici çalışır, her şeyi sonuca bağlamak ister, kendini sağaltmak için uygun senaryoları doğrulayıcı yönde uğraşır. Yani iyi hissetmeyi sağlayacak bağlantıları ve fikirleri bilardo topu gibi önümüze yuvarlayan "o" olabilir..

Farketmez…

Nasıl olsa, üzerimdeki binlerce yıllık tek tanrılı dinler yoğuşması bu rahatlamaya izin vermeyecek. Kutsal kitaplara göre, eylemin kendisi kadar niyet de hesaba katılırmış, niyet iyiyse bunun bir karşılığı varmış, hadi böyleleri yırttı. Biz tembeller, pişmanlıklarımızla kavrularak, affedilmeyi umarak geçireceğiz, kalan idrak dolu yıllarımızı..
Zira yaşlanmanın genellikle idrak düzeyini artırdığı söyleniyor…
20. yzy nesli olarak bilimin kıyısında yaşadık, dünya karanlık ve kaosa savrulmamıştı henüz, kafalar karışmamıştı iyice.. İsteseydik çıkabilirdik içinden, bugün düştüğümüz dipsiz kuyuların! İnsanlığımızı, ataletimizi, kısıtlılıklarımızı kavrayabilirdik.  Oysa bizden öncekiler gibi kendimizi kaderin kollarına bir an evvel bırakıp rahatlamak istedik. İçerdeki hüküm makamı, elimizi kolumuzu sallayarak uzaklaşmamızdan rahatsız ve çelişkiler son derece ölümcüldü.. Sonuç olarak ortada kaldık..

Kaskatı…

Image

Hangi yoga seansı rahatlatabilir şimdi seni?

Madem kendi yüzyılımızın kayıp çocuklarıyız, zamanın ve genlerin belirlediği.. Soru şu; Gerçekten aksi mümkün müydü? Bugün yaşadığımız yerden farklı bir dünyada yaşıyor olabilir miydik?

Cevaptan korkuyorum.. 

Ve cevaplar yerine, belirsizliği seçmek, olasılıklara yaslanıp dinlenmek ne kadar cezbedici.. İşte post modern ufkun bizi getirdiği yer burası,

belirsizlik ihtiyacı...
Şimdi gelelim kafamdaki ressamın fırçasını sürttüğü sisli ufka.. Kendi öznel uzayımızın netlik ayarı yapılmamış görüntülerine atlamaktan bahsediyorum. Keskin çizgilerin olmadığı, kontürleri bunca zaman hala atılmamış, bulanık şekillerle dolu, sınırları birbirine geçkin, puslu bir belirsizlik ufku.. Şanslıysak karanlık ve ışık seçilebilir.. Ya da perdeler sıkı sıkı kapatılmış olabilirler. Perdenin arkasında kıpırdanan şey, ifade bulmaya çalışan bir “his” olacak, sahneye çıkmak, seni içine çekmek isteyecek, haberin olsun! Umulur ki en sonunda, çizgiler netleşecek, içerdeki orman bütün vahşetiyle görünür hale gelecektir.. Hep kaybolduğumuz, orada her zaman av olduğumuz, bizi kuşatan orman...
Kafamızdaki kozmos...

Bu sensin!

Yavaş yavaş ilerle!

Her insan kendi zihinsel evreninde yaşar, ve biliyorsun beyinde zaman yok.. Belki de ölüm korkusunun nedeni budur; zamansız bir yerde yaşıyor olmamız..! "O" sadece şu anda faaliyet gösterir, bunu yaparken geçmişin bilgisine sahiptir ama geçmişin bilgisi geçmiş için, geleceğin ise rüyasına yatar, geleceğe dair en ufak fikri yoktur aslında. Belirsizlik ufkunda kıpırdanan tuhaf şekiller bu yüzden önemli gelir, geleceğe dair işaretler olabilme ihtimalleri yüzünden.. İyi bir gözlemci gibi sessiz kalmalı, beş duyuna dokunan her şeyi listelemelisin, kapıdan girenin hangi “his” olduğunu ve neden orada olduğunu anlamak üzere..
Gerçek bir tehdit varsa, emin olmalısın..

Boş yere kan dökülmemeli...

Çünkü duygularımız savunma sistemimiz olsalar da, yaşadığımız günlerde pek güvenilir uyarılar vermeyebilirler, antik çağdan kalma donanımlar malum.. Yine de elimizdeki malzeme bu.. Yönetmemiz gerekir, kendimizden şüphe etmemiz gerekir.. Korku ve sabırsızlığı kontrol etmek, hemen sonuca atlamamak, sürüklendiğimiz bataklıklardan çıkmayı başarmak durumundayız..
Zihinsel kozmos bataklıklarla dolu…

Kafamızdaki yerçekimi farklı işliyor mesela,

vicdan diyorlar,

ahlak diyorlar,

toplumsal değerler diyorlar...

Fiziksel evrendeki gibi değil, öyle hemen yere çakılmıyorsun, bazen olayın çok sonrasında düşüyorsun zemine, ve olay ile yaralanma arasındaki ilişki çoktan kopmuş oluyor.. Çık işin içinden…
Çıkabil ki kendi durumunun vahametini göresin!
Ancak böyle yaklaşabilirsin dışardaki sisli ufka..

İlla bir son söz lazımsa eğer; Bugün belirsizliğe yaslanma zorunluluğumuz var, çünkü kapitalist küreselcilere inat, ancak yeni bir “anlam arayışı” temize çekebilir bizi, ve madem ki kaostan evrileceğiz, madem ki Heisenberg’in “Belirsizlik ilkesi (*)” yürürlüktedir, önce kafamızın içinde alışmalıyız belirsizlik ufkunda yaşamaya…
Tıpkı bir şizofren gibi…

MİKa
9 Nisan 2022
(*) Belirsizlik İlkesi; Bir parçacığın momentumu ve konumu aynı anda tam doğrulukla ölçülemez. Bu durum bizim ölçüm cihazlarımızın eksikliğinden kaynaklanan bir sonuç değildir, Bu tam olarak bir parçacığın aynı anda belli bir konum ve belli bir momentuma (temel olarak hız) sahip olmaması demektir. Yani belirsizlik.. Herhangi bir anda, elektronun kendisi nerede olduğunu ve nereye gittiğini bilemez…

Author’s Posts

  • Hakikat Travması

    “Gerçek” le karşılaşmanın neden bir travma olduğunu düşündün mü hiç? Günlük hayatın o küçük ve incitmeyen ger...

    Şub 27, 2024

  • Sorgu

    Merhaba. 
    Bu bir sorgulama yazısı olacak. Kendimizi elbette. 
    Ergenlikte nasıldınız? 
    Serser...

    Şub 15, 2024

  • Gürültünün Kaynağı

    Birinci bölüm: İnsan… Ya şu televizyonu kapatsana, seyretmiyorsun bile! Ses olsun diye açıyorum bilmiyor musun? Adam haklı,...

    Eyl 19, 2023

  • Gündem Yorgunu...

    ...

    May 29, 2023

  • Hafızamızı Silmeyi Bile Denediler

    Bulunduğun coğrafyanın, oturduğun sokağın gölgesi her zaman düşer hayatının üzerine, hatta bazen arka planda yaşananlar...

    May 03, 2023