Şu anda kafamın içindesin!

Şu anda kafamın içindesin!

Açtığın ilk sayfada evrenime düştün bile, nereye denk geldiysen artık, tamamen bodoslama.. İnsan zihni karmakarışık görünür, alakasız mevzular incecik ipliklerle en tuhaf yerlerinden birbirlerine tutunurlar, rastladığın ilk ipin ucundan çek, sonrası kader-kısmet ve talih, hadi dürüst olalım, hayatta tonla şeyi yarım bıraktığın gibi yarım bırakacaksın bunu da, ama dert değil…

Kazara devam edersen..

Hoş geldin!

Karanlık nemli odalarda gezineceksin, alışsan iyi olur, kafamızın içi öyle havadar, aydınlık bir yer değil, evet  lunaparka benzetilebilir, çünkü sinapslar arasındaki elektriksel ve kimyasal aktivite ortamı rengarenk, yanıp sönen bir fener alayına çeviriyor olabilir, ama buna aldanmamalısın, temel olarak korku tünelindeyiz..

Odalar.. Odalar..

Hatıraların yeniden gösterimlerinin oynatıldığı tenha ve loş salonlar, raflarında kokuların seslerin tatların dosyalandığı tozlu arşivler, zaman zaman dışarı, zaman zaman içeri açılan garip pencereler, depolanmış karın ağrıları, hiç eskimemiş heyecanlar, paketlenip unutulmaya bırakılmış anılar, parça parça, soluk ve yarıdan fazlası kayıp bir geçmiş.. Diyorum ki; mayınlı arazidesin.. 

Bastığın yeri toprak diyerek geçme tanı, kozmosun karanlık köşelerinden birinde, sihirli şekilde belirivermiş canlılar aleminin, en seçkin türlerinden birinin kafasının içindesin, boru değil..

Gerçi şaşıracaksın içerdeki canlının basitliğine!

Söz veriyorum, duygulanacaksın da..! Sırf sevilmek için, sırf öteki’nin hayranlığını kazanabilmek için yapabildiklerine inanamayacaksın.. İnsan canlısı, “öteki” için yaşar.. (*) Buna aşk derler…

Yaralıdır, korkaktır.. Evrimin alt basamaklarındaki türlerde net olarak gözlenen o masum hayatta kalma içgüdüsü yerini çoktan karanlık dürtüsel bozukluklara bırakmıştır. Nedensiz öfkeden muzdariptir.. Diyorum ki az sonra birini öldüreceksin belki, sırf bakışlarını beğenmedin diye.. Katiller de bizdendir, aramızdan çıkarlar…

Fakat katiller bizden diye, harikalar diyarına benzeyen insan zihninin değeri düşmez; mesela bilinç denilen bilmeceyi ele al; kapalısın hem de bütün duvarları aynalarla kaplı bir odada! Her yerde kendini görüyorsun, önden, arkadan, yukarıdan, aşağıdan.. Kendi kendini gözlemleyebilme yeteneği, evrimin uzun ve dolambaçlı yollarında bir savunma mekanizması olarak geliştirilmiş gibi görünüyor. En olmadık yerden gelecek tehlikenin farkına varmak için, kıçını kollamak için adeta, önüm arkam sağım solum sobe dercesine.. Ne muhteşem buluş değil mi?! Sonraları iradenin de, vicdan denilen sorgulamanın da yeşereceği topraklar haline gelecek olan bilinç, umulmadık yükler yükleyecektir bu romantik canlının sırtına.. 

Laf aramızda romantiktir insanoğlu, kahraman olmak istemesi hep bundan..

Gelelim

kuyruklu dönemden kalma saklanma ihtiyacına, o da biçim değiştirmiş, hayatta kalmak için fiziksel bir saklanma değil artık söz konusu olan.. Zihnimizde saklanırız, başkalarından değil üstelik en çok  kendimizden.. Neden mi? Olduğumuz insan olmaya tahammül edemediğimizden belki.. Devasa bir suçluluk duygusuyla yaşadığımızdan ya da.. 

İnsanoğlu suçluluk duyar çünkü sınır tanımayan zevklerden muzdariptir.. Suçluluk duyar çünkü otorite tarafından potansiyel suçlu ilan edilmiştir.. Suçluluk duyar çünkü her yanlıştan, her acıdan kendini sorumlu tutar.. Suçluluk duyar çünkü bilir ki, masumiyetini gezegendeki herkesten önce kaybeden odur...

Günün sonunda;

Gölgelerde gezinir parçalanmış kişiliklerimiz, içlerinden biri yakalanırsa saldırırız, biz nevrotik canlılarız…
Karanlıklar içinde sana vaat edebileceğim tek şey dürüstlük…

Eğer razıysan..

Hadi içimizdeki kuyuya düşelim birlikte…
(**)
* Jacques Lacan- Fransız Psikanalist
** Alt metin:
“Psikoloji” insan davranışlarını çözme konusunda yetersiz kalmış olabilir, artık meseleye insan beyninin sırlarının çözülmesi olarak bakılıyor ve bilim bu alanda hiç olmadığı kadar yeni yaklaşımlarla dolu. Evrimsel psikolojiden tutun, nöropsikolojik değerlendirmelere, kişiliğin oluşmasında beynin rolüne, kişilik bozukluklarının psikolojik hastalıklar kadar önem kazanmış olmasına kadar uzanan geniş bir yelpaze söz konusu. Ve bu geniş yelpaze içinde dolanırken anlıyoruz ki, bilim, geçmişte dinlerin, toplumların, devletlerin, coğrafyaların insan beynine yaptıklarını açıklayabilecek durumdadır, her ne oluyorsa insan beyninde olup bitmektedir, tanrı katında veya başka bir yerde değil…

Author’s Posts

Related Articles

Düşünce geri çekilir!